Takım içinde gerçeklik seviyeleri farklıysa

13 August 2018/Yazılar

 

Şirketlerde takım içi güvenin oluşması için liderlerin farklı gerçeklik seviyelerindeki takım üyelerini ortak vizyonda toplaması gerekiyor.

Her şeyin özünde olduğu gibi, takımların da temelinde insan gerçeği var. Sonuçta insan karışık bir varlık ve onu bu kadar karışık yapan da duyguları. Öyle ki, bu duygular bazen bilinçli ama çoğu zamanda bilinçsiz olarak ortaya çıkıyor ve insanları yönetiyor. Takımı oluşturan üyelerin birbirine bir örümcek ağı gibi ince bağlarla bağlı olduğunu düşündüğümüzde, bir kişinin duygu dünyasında oluşan güçlü bir değişimin tüm ilişki ağına yayılması çok hızlı oluyor. Bu değişimlerin hangi seviyede olduğunun anlaşılması ve takım için gerekli olup olmadığına karar verilmesi için özgürce ifade edilmesine imkan vermek gerekiyor. Bu özgür ifade ortamı takım içinde yoksa, üyeler birbirlerinden çok farklı değişim ihtiyaçlarına girebiliyorlar.

Arnold Mindell, “Uyanıkken Rüya Görmek” (Dreaming While Awake) kitabında “Tüm gerçekler kafamızda oluşmadan önce üç aşamadan geçiyor” diyor. Hepimizin en çok tanıdık olduğu üçüncü ve son aşaması “Uzlaşılmış Gerçeklik”. Bu seviye gerçeklerin, ölçümlemelerin, olayların, yapılacaklar listesinin olduğu aşama. Aborjinler kendi dünyalarında bunu “ayın parlayan yüzü” olarak tanımlıyorlar. Uzlaşılmış olması da bu sebepten zaten. Her kültürde kabul edilen bir gerçeklik bu. Günlük hayatımızda, içinde bulunduğumuz odanın ölçülerinden, yıl sonunda kurumun elde ettiği kâra ya da hisse payına kadar herkesçe bilinen gerçekler.

Tüm bu “şeyler” uzlaşılmış aşamaya gelmeden önce bizim hayallerimizde oluşuyor. Mindell buna “Hayal Etme Aşaması” diyor. Buluşmanın gerçekleşeceği odaya girmeden önce orayı çok büyük, çok küçük, yüksek, kalabalık vb. olarak hayal edebiliriz. Bunu ister bilinçli, çoğu zaman bilinçsiz olarak yapıyoruz hayatımızda. Yeni bir kurumsal pozisyona terfiiyle geldiğimizde hayallerimiz devreye giriyor. “İşleri şu noktaya getireceğim ve daha ileriye gideceğim” diyoruz. Burası bizim umutlarımızın, hayallerimizin, duygularımızın olduğu, değişimi kurguladığımız alan. Bu kurgular da bizim önceden yaşadığımız tecrübelerden, yargılardan etkileniyor ve önyargılarımız da devreye giriyor. Bir diğer önemli nokta da karşımızdakinin hayalleri. Eğer onlar bizimkilerden farklıysa, ilişkide olduğumuz tarafla aramızda ciddi uçurumlar oluşuyor ve bu durumda güveni sarsmaya başlıyor.

Gerçekliğin kökünde ise “Sezgi Aşaması” var. Burası tüm sözcüklerden, ayraçlardan bağımsız bir yer. Burada tamamen potansiyeller ve olasılıklar var. Gerçeğin olasılığının, eğiliminin çıktığı yer de diyebiliriz. Herhangi bir uyanış olduğu zaman sistemimizde, insan önce buraya geliyor. Burası henüz daha bir köpek bile görmediği halde, köpekten korkan bir çocuğun ruh hali.

Aborjinler hayal ve sezgi aşamalarını ayın karanlık yüzü olarak tanımlıyor. Orada olduğunu bilirsiniz ama göremezsiniz.

Sahip olduğumuz gerçeklerle ilgili, tüm bu aşamalar sürekli bizim içimizde yaşar ve hayatımız bu aşamalar arasında bilinçli ama çoğu zaman bilinçsiz olarak dans etmekle geçer. Eğer hayatımızda ilişkide olduğumuz insanların ya da sistemlerin, gerçeklik seviyesi ile bizimki arasında farklar varsa karşımıza sağlıklı ilişkiler çıkmıyor. Hepimizin hem kendi gerçeklik seviyemizin hem de karşımızdakilerin hangi seviyede olduklarının farkında olmamız ve buna göre ilişkiyi yönlendirmemiz gerekiyor.

Takım çalışmalarında lidere düşen görev, üyelerinin gerçeğin hangi aşamasında olduklarını fark etmesi, özgürce ifade etme imkânı tanıması ve tüm üyeleri takım olarak geliştirilmiş ortak vizyon yolunda tutması oluyor. Takımlar, “Var olma” yla başlayan, “Bilinçli Çatışmaya” giden, “Kural koymayı” becerebilen ve nihayetinde “Maksimum Başarı” hedefine giden yolda ancak bu şekilde var olabiliyorlar.

Add comment